Proje yönetiminde zengin Türkçe içerik

BT Projelerindeki En Büyük Başarısızlıklardan Alınan Dersler!

Projenizin yoldan çıktığını ya da bütçesini aştığını mı düşünüyorsunuz? O halde teknoloji sektöründeki en berbat proje proje başarısızlıklarından bir ya da iki ders çıkarabilirsiniz.

Her yıl “Improbable Research” adlı kurum, “insanları güldüren ve düşündüren” araştırma projelerine “Ig Nobel” ödüllerini vermektedir.

Örneğin bu yıl, Ig Nobel ödülünü, beslenme alanında, patates çipsinin sesini elektronik olarak değiştiren ve olduğundan daha çıtır ve taze görünmesini sağlayan araştırmacılar ve biyoloji alanında, köpeğin üstünde yaşayan pirelerin kedinin üstünde yaşayanlardan daha yükseğe zıpladıklarını belirleyen araştırmacılar kazandı.

Geçen yıl da, kağıtların nasıl buruştuğunu araştıran takım ödülü kazanmıştı.

Ig Nobel ödülleri bilgi teknolojilerine pek fazla verilmemiş olsa da (sebepler için bkz. BT için Ödül Yok), -eğer başkalarının pahalı başarısızlıklarında espri arayanlardansanız- bilgi teknolojileri tarihi insanları güldüren pek çok proje ile dolu. Peki bu projeler bizi düşünmeye sevk etti mi? Belki de o kadar fazla değil. Hollanda’dan, BT Projeleri için Titanik (bildiğimiz batan gemi Titanik) Dersleri adlı kitabın yazarı Mark Kozak, “BT projelerinin berbat bir geçmişi var. İnsanların neden bunlardan bir şeyler öğrenmediğini anlayamıyorum” diyor. Aynı zamanda, HP Hizmet bölümünde kıdemli iş mimarı ve danışman olarak çalışan Kozak, proje başarısızlıkları için sebeplere baktığımızda, “sanki en çok görülen 10 sebep devamlı tekrar ediyor gibi” diyor. “Kapsam kayması, yetersiz eğitimler, en gerekli paydaşların görmezden gelinmesi”, listede devamlı yer alan sebepler.

Bugünlerde popüler yönetim kavramlarından bir tanesi de “ileri doğru başarısızlık” (failing forward). Bu kavramın arkasındaki düşünce aslında şu; başarısızlıklarınızdan ders aldığınız ve bir şeyler öğrendiğiniz sürece, başarısız olmak kötü bir şey değil. Bu düşünce ve Ig Nobel ödülleri ışığında, Computerworld başarısız olarak nitelendirilebilecek - ki bazıları olağanüstü başarısız- ancak projede yer alanların yararlı dersler çıkardığı, 11 tane projeyi seçmiş durumda. Dikkat ederseniz bir çoğu kamuya ait projeler. Bunun sebebi, kamu projelerinin daha çok başarısızlığa uğramasından ziyade, yönetmeliklerin ve kamu idaresinin projede yapılan hataları düzeltme fırsatını pek fazla vermemesindendir. Diğer yandan özel sektör, başarısızlıkların çok daha az sayıda insan tarafından bilinmesini sağlamakta biraz daha beceriklidir. Nihayetinde, tarihsel sıralamayla Computerworld ve Ig Nobel’in favorisi olan proje başarısızlıkları aşağıda. Gülmek serbest, ancak birşeyler de öğrenmeye çalışın.

IBM Stretch Projesi

1956 yılında IBM’de çalışan bir grup bilim adamı dünyanın en hızlı süper bilgisayarını yapmak üzere bir araya geldiler. Beş yıl sonra, şirketin ilk transistörlü süper bilgisayarı olan IBM 7030 modelini (yani Strecth) üretmiş ve ilk parçayı Los Alamos Ulusal Laboratuarına 1961 yılında teslim etmişlerdi. Saniyede yarım milyon işlem kapasitesine sahip olan Stretch dünyanın en hızlı bilgisayarıydı ve 1964 yılına kadar da öyle kaldı. Buna rağmen 7030 projesi başarısız olarak değerlendirildi. IBM’in Los Alamos ile yaptığı sözleşme, yerini alacağı bilgisayar sisteminin 100 katı daha hızlı bir bilgisayar geliştirilmesi yönündeydi. Oysa Stretch sadece 30-40 kat kadar daha hızlıydı. Hedef tutturulamadığı için IBM, Stretch’in fiyatını planlanan 13.5 milyon dolardan, 7.8 milyon dolara indirmek durumunda kalmıştı. Bu da sistemin maliyetinin altında fiyatlandırılması demekti. Şirket, 7030′ların satışını durdurdu, tüm üretim sadece dokuz adetti.

Bununla beraber, hikaye burada bitmeyecekti. Projenin 50. yıldönümü etkinliğinde, Turing Ödülü sahibi ve projenin ekip üyelerinden Fran Allen, “7030′un geliştirilmesi sürecinde harcanan çabalar, sonradan tüm endüstiye faydalı oldu” dedi.

Kıssadan hisse : Yıkama suyuyla beraber bebeği de atmayın! Projeniz asıl hedefine ulaşamasa da, enkazdan birşeyler kurtarabilirsiniz.

“Knight-Ridder Viewtron” Hizmeti

Knight-Ridder medya devi, evlerden bilgi erişimi için geleceğin bilgisayarlarda olduğunu düşünmekte haklıydı. Ne yazık ki, bu öngörü, 1980′lerin başında ve tasarladıkları bilgisayar oldukça pahalıyken gelmişti. Kinght-Ridder teletekstin kendi versiyonları olan Videotron’u (ev içi bilgi erişim hizmeti) 1983 yılında Florida’da başlattı ve 1985 yılında A.B.D.’deki diğer şehirlere taşıdı. Bu hizmet, zamanının kişisel bilgisayarlarından çok daha kapasiteli, renkli grafik özellikleri olan özel bir terminal (ekran) üzerinden bankacılık, alışveriş, haber ve reklam sunuyordu. Fakat Viewtron asla beklenen çıkışı yapamadı. Hedeflerdeki çelişkiyi farkedemeyen o zamanki Knight-Ridder temsilcisine göre Viewtron, “Teletekstin Mc Donalds’ı olacak ve aynı zaman üst seviye tüketiciler için hazır yemek sağlayacaktı.” Viewtron terminallerinin maliyeti başlangıçta 900 dolardı (bu fiyat daha sonra talebi canlandırmak için 600 dolara indirilmişti). Şirket, standart bir kişisel bilgisayarı (PC) olan herkese bu hizmeti vermeye karar verdiğinde Viewtron’un modası çoktan geçmişti ki bu arada Knight-Ridder’a maliyeti 50 milyon doları bulmuştu. The New York Times gazetesinin hayranlık uyandıracak derecede olduğundan hafif gösterdiği duruma göre Viewtron, “Aslında pek ilgi göstermeyecek çok fazla kişiye çok şey sunmaya çalışmıştı”. Bununla beraber, Businessweek son noktayı koydu, “A.B.D.’nin medya, teknoloji ve finans hizmeti sunan en büyük şirketlerinden bazıları, gelecekte bir gün, günlük hayatın bilgisayar ekranları etrafında şekilleneceğine inanmıştı”. Bunu hayal edebiliyor musunuz?

Kıssadan hisse : Bazen eğrinin o kadar ucundasınızdır ki, ordan aşağı düşebilirsiniz!

California ve Washington Motorlu Taşıtlar Daireleri Projeleri

İki batı eyaleti, 1990′lı yılları, motorlu taşıtlar dairelerini bilgisayara geçirmek için harcamıştı. Bu arada milyonlarca dolar harcanmış ve projelerden vazgeçilmişti. Bu eyaletlerden birincisi Kaliforniya idi ve 1987 yılında 31 milyon sürücü ehliyeti ve 38 milyon taşıtın kayıtlarını tutmak için bir sistem geliştirmek üzere beş yıllık ve 27 milyon dolarlık bir projeye girişmişti. Fakat eyalet, ihaleyi tek bir şirkete vermiş ve Tandem Computers ile sözleşmeyi imzalamıştı. Tandem sadece yazılımı sağlamakla kalmayacak aynı zamanda donanımları da sağlayacaktı. 1990 yılında 11.9 milyon dolara altı tane ana bilgisayar Tandem’den alındı. Aynı yıl, yapılan testler sonucunda Tandem’den alınan bilgisayarların, yerini alacağı sistemden daha yavaş olduğu anlaşıldı. Eyalet, bu şekilde devam etti, fakat 1994 yılında , nihayet projeden vazgeçmek zorunda kaldığında San Fransisco Chronicle durumu şöyle tarif ediyordu : “çalışmayan ve milyonlarca dolar daha harcanmadan düzeltilmesi mümkün olmayan sistem”. Mayıs 1994 yılında bir makalede the Chronicle durumu “44 milyon dolarlık başarısız bilgisayar projesi” olarak tanımlamıştı. Ağustos’taki başka bir makalede, 49 milyon dolarlık, kapatıldıktan sonra bile para harcamaya devam eden bir proje olarak tanımlanmıştı. Eyalet tarafından daha sonra yapılan bir denetimde projenim “sözleşmelerle ilgili pek çok kanunu ve yönetmeliği ihlal ettiği” sonucuna varıldı.

Kıssadan hisse : Yönetmeliklerin orada durmasının bir sebebi var, özellikle bütün geleceğinizi tek bir tedarikçinin ellerine bırakmanızı önleyecek olanların.

Bu arada Vaşington eyaleti, kendi kabusu olacak “License Application Mitigation Project (LAMP)” ile uğraşıyordu.1990 yılında başlayan proje beş yıl süreyle 16 milyon dolara mal olacak ve eyaletin araç tescili ve ehliyet yenileme süreçlerini otomasyona geçirecekti. 1992 yılına gelindiğinde proje maliyetleri 41.8 milyona, bir yıl sonra 51 milyona, 1997′de 67.5 milyon dolara ulaşmıştı. Nihayetinde, sistemin sadece kurulmasına ilişkin maliyetlerin kontrol dışına çıkması bir yana, yerini alacağı sisteme göre işletme maliyetlerinin de her yıl altı kat daha fazla olacağı açığa çıkmıştı. Sonuç, 40 milyon dolar harcandıktan sonra, sıfıra sıfır elde var sıfır.

Kıssadan hisse : Proje açıkça başarısızlığa gidiyorsa, çok gecikmeden kurtulun!

FoxMeyer ERP Programı

FoxMeyer 1993 yılında, 5 milyar dolar değerinde ve Amerika’daki 4. büyük ilaç ve ezca dağıtıcısıydı. FoxMeyer, verimliliğini arttırmak amacıyla, SAP sistemi ve depo otomasyon sistemi satın aldı ve Andersen Danışmanlık şirketi ile alınan sistemlerin uyarlanması ve entegrasyonu için 35 milyon dolar değerinde bir anlaşmaya vardı.  1996 yılına gelindiğinde, şirket iflas etmiş ve sonunda rakiplerinden birine sadece 80 milyon dolara satılmıştı. Başarısızlık sebepleri bayağı tanıdık. Öncelikle, FoxMeyer gerçekçi olmayan, agresif bir zaman planı belirlemişti, bütün sistem 18 ay içerisinde hayata geçirilecekti. İkincisi, işleri etkilenecek (aslında tehdit altnda olan) depo çalışanları otomasyon sistemini desteklemiyorlardı. Mevcut depolardan üç tanesi kapatıldıktan sonra, otomasyona alınacak ilk depo sabotaja uğramış, stoklar çalışanlar tarafından zarara uğratılmış ve siparişler karşılanamamıştı. Sonuçta, yeni sistem yerini aldığı sistemden daha az yeteneklere sahip bir sisteme dönüşmüştü : 1994 yılında, SAP sistemi bir gecede sadece 10.000 siparişi işleyebiliyordu, eski sistemde ise bu sayı 420.000′di.

FoxMeyer aynı zamanda Andersen ve SAP şirketlerini, projeye en iyi elemanlarını vermek yerine projeyi kendi deneyimsiz çalışanlarını eğitmek için bir araç olarak kullanmakla suçladı. 1998 yılında, iflastan iki yıl sonra, FoxMeyer isteklerinin ancak çeyreğini karşılayabilen bir sistem için hesaplanan değerin iki katını ödediği gerekçesiyle Andersen ve SAP aleyhine 500′er milyon dolarlık tazminat davası açtı. Davalar 2004 yılına kadar sürdü.

Kıssadan hisse : Kimse başarısızlık için plan yapmaz, ama siz gene de proje başarısız olsa bile operasyonun sürdürülebileceğinden emin olun.

Apple - Copland İşletim Sistemi

Bugünlerde, Apple Bilgisayar şirketinin 1990′larda ne kadar umutsuz durumda olduğunu hatırlamamak gayet normal. Windows 95 piyasaya çıktığında, mevcut Mac System 7′de bulunmayan “multi tasking” ve “dynamic memory allocation” gibi özelliklere sahipti. Copland, Apple Bilgisayarın aslında 1994 yılında başlamış olan,  şirket içerisinde yeni bir işletim sistemi geliştirme girişimiydi. Yeni işletim sistemi System 8 adıyla 1996 yılında hazır hale getirilecekti. Copland’in geliştirilmesi, kapsam/özellikler kaymasına (feature creep) poster olabilecek nitelikteydi. Yeni işletim sistemi, Apple içerisindeki kaynak paylaşımlarında baskın rolü oynayacağından, proje yöneticileri kendi ürünlerinin System 8′e dahil edilmesini zorlayarak kendi dukalıklarını korumaya başladılar. Apple sonunda geliştiricilerden birinin çıktısını 1996 sonuna alabildi. Fakat bu oldukça dengesiz ve şirkete duyulan güveni bir parça bile arttırmayacak bir üründü. Başka bir geliştiriciden daha yeni bir ürün gelmeden Apple Copland projesini iptal etme kararı verdi ve dışarıdan yeni bir işletim sistemi aramaya başladı. Sonuç, elbette OS X sistemi teknolojisinin sağlayıcısı NeXT’in satın alınması oldu. Copland’in ölümü boşa olmadı. Demolarda gösterilen teknolojilerden bazıları OS X içerisinde yer aldı. Hatta bundan bile önce, Copland’da yer alan bazı özellikler System 8 ve 9′a aktarıldı.

Kıssadan hisse : Projelerde kapsam kayması (creep) öldürücüdür. Projenizin hedeflerine odaklanın ve bunlardan ayrılmamaya bakın.

Sainsbury’s Depo Otomasyonu

Britanyanın süpermarket devi Sainsbury’s, Essex’teki Waltham Point dağıtım merkezinde otomatik ikmal merkezi kurma kararı vermişti. Waltham Point, Londra’nın büyük bölümü ve güneydoğu İngiltere için dağıtım merkeziydi ve barkodlu ikmal sisteminin verimliliği ve operasyon kapasitesini arttıracağı düşünülüyordu. Tabi çalışırsa. 2003 yılında kurulduğunda sistem aniden, daha sonra “korkunç” olarak tanımlanacak barkod okuma hataları vermeye başladı. Bu duruma aldırmadan, 2005 yılında şirket, sistemin planlandığı gibi çalıştığını iddia etti. İki yıl sonra, tüm proje hurda haline gelmişti ve Sainsbury’s bilgi teknolojileri zararı 150 milyon paunda ulaşmıştı. (Bu parayla dünya kadar bakkal/market alınırdı)

Kıssadan hisse : Ürünün ilk hayata geçirilişinde ortaya çıkan problemler müdahale edilmezse, zamanla iyiye değil daha kötüye gider.

Kanada Silah Tescil Sistemi

Haziran 1997′de, Electronic Data Systems şirketi ile İngiltere’den SHL Systemhouse, Kanada’nın ulusal ateşli silahlar tescil sistemi için birlikte çalışmaya başladılar.  Başlangıçtaki plan, vergi mükelleflerine mutevazı bir fiyata, sadece 2 milyon dolara mal olacaktı (117 milyon dolarlık lisans gelirine karşılık, 119 milyon dolarlık uyarlama maliyeti). Fakat sonra işin içine politika girdi. Ateşli silahlar lobisi ve diğer çıkar gruplarının baskısı sonucu, ilk iki yıl içerisinde 1000′den fazla değişiklik isteği ortaya çıktı. Bu değişiklikler, 50 den fazla acente ile arayüz kurulmasını gerektiriyordu ve orijinal sözleşmenin içerisinde entegrasyon bulunmadığı için hükumet bütün bu fazladan çalışmaları ödemek durumunda kaldı. 2001 yılına gelindiğinde maliyetler şişmiş ve -300 milyon dolarlık destek dahil- 688 milyon dolara  dayanmıştı. İşin kötüsü, hepsi bu kadarla kalmadı. 2001 yılında yıllık bakım maliyetleri 75 milyon dolara ulaşmıştı. 2002 yılında yapılan bir denetimde, 2004 yılına kadar toplam maliyetlerin 1 milyar dolara çıkacağını ve sadece 140 milyon dolarlık gelir getirebileceği hesaplanmıştı. Bu durum, projeye milyar dolarlık batık (”the billion-dollar boondoggle”) isminin takılmasına neden oldu. Tescil sistemi halen işletimde ve halen politik bir oyun devam ediyor. Projenin karşıtları paranın çok daha iyi yerlere harcanabileceğini iddia ederken, Kanada Polis Derneği ve Kanada Polis Şefleri Derneği halen projeyi savunuyor.

Kıssadan hisse : Proje kapsamınızı belirleyin ve değişiklik istekleri kontrolünüzden çıkmadan şartnameyi dondurun.

Tehlikedeki Üç Mevcut Proje

En azından Kanada, projesini bir şekilde çalışır hale getirdi. Bizim en son üç projemiz A.B.D. hükumeti sayesinde halen geliştirme sürecinde. Aslında birçok açıdan hepsi başarısız durumda, ancak daha da başarısız olabilirler. Bunlardan birşeyler öğrenmek isteyen olur mu acaba? Bu hikayeleri okuduktan sonra olacağına bahse gireriz.

FBI Sanal Vaka Dosyası

2000 yılında FBI, sonunda vaka yönetimini ve form işleme sürecini ciddiye alma kararını verdi. Aynı yılın Eylül ayında, Kongre 379,8 milyon dolarlık Bilgi Teknolojileri Güncelleme Projesine onay verdi. Mevcut Otomatik Vaka Destek sistemini güncellemek üzere başlayan proje 2001 yılında, tamamen yeni bir sistem geliştirmeye döndü. Sanal Vaka Dosyası-SVD (Virtual Case File - VCF) adını alan proje Science Applications International Corp. (SAIC) adlı şirkete ihale edildi. Bu durum, tahsis edilen geliştirme süresini (yalnızca 22 ay), geçiş planını (sadece bir hafta sonunda eski sistem kaldırılacak ve yeni sistem kullanıma alınacak), sistem gereksinimlerini (her bir sayfanın düzenlemesini gösteren detaylara kadar inen 800 sayfalık belge) görene kadar makul bulunuyordu. 2002 yılının sonuna doğru, FBI 123.2 milyon dolara daha ihtiyaç duydu. Ve değişiklik isteklerinin çanları çalmaya başladı : SAIC’e göre 2003 sonunda değişiklik siteklerinin sayısı 400 civarındaydı. Nisan 2005′te, SAIC 700.000 satırlık bir yazılımı teslim etti ki FBI’ya göre o kadar hatalarla doluydu ki, FBI bütün SVD projesini çöpe atmaya karar verdi. Daha sonra yapılan bir denetimde, tasarım gereksinimlerinin yetersiz olması, fazlasıyla iyimser zaman planı, satın almalar ve yazılım dağıtımı için genel bir plan olmayışı gibi faktörler kusurlu bulundu. FBI, SVD faciasından aldığı bazı dersleri mevcut Sentinel projesinde kullandı. Sentinel, SVD projesinin yapmakla yükümlü olduğu işleri web tabanlı hazır bir yazılım paketi ile gerçekleştirerek 2012′de tamamlanmak üzere planlandı.

Ulusal Güvenlik Sanal Çit Projesi

A.B.D. Ulusal Güvenlik Birimi (The U.S. Department of Homeland Security), A.B.D. sınır devriyelerini radar, uydu, sensörler ve iletişim bağlantıları ağı (çoğunlukla “sanal çit” olarak adlandırılıyor) ile güçlendiriyor. 2006 yılının Eylül ayında, Arizona-Meksika sınırındaki 28 millik pilot bir alanda çalışmak üzere Güvenli Sınır Girişimi Ağı-GSGA (Secure Border Initiative Network-SBInet) projesi Boeing’e 20 milyon dolara ihale edildi. 2008 yılı başında, Kongre pilot projenin geciktiğini çünkü kullanıcıların süreç dışında bırakıldığını ve projenin karmaşıklığının hafife alındığını öğrendi. 2008 yılı Şubat ayında, Government Accountability Office, sınırdan geçebilecek yabancıları tespit etmek üzere konan radarın yağmur ya da dğer hava şartları sebebiyle alarm verebileceğini, nesneler üzerinde yakınlaştırma özelliği sağlayacak kameralardan gelen görüntülerin 3.1 milden sonra çok düşük çözünürlüklü olduğunu bildirdi. Aynı zamanda, pliotların iletişim sistemlerinin bölge sakinlerinin WiFi ağları ile karıştığını tespit etti.

Nisan ayında, Ulusal Güvenlik Birimi pilotlara ait gözetleme kulelerinin Sınır Devriyelerinin hedeflerini karşılamadığını ve yenileneceğini bildirdi (Bu hikaye Associated Press tarafından başlıca medya kuruluşlarına bildirildi.). Fakat hikayenin arka planı çok açıklanmadı. Ulusal Güvenlik Birimi ve Boeing orijinal kulelerin sadece geçici olarak kurulduğunu ve gösterim amaçlı olduğunu iddia etti. Öyle bile olsa, proje halen gecikmekte ve maliyetini aşmaktaydı ve Nisan ayında, GSGA program yöneticisi Kirk Evans sistem tasarımındaki eksiklikleri tek gerekçe göstererek istifa etti. Pek de hayırlı olmayan bir başlangıç.

İstatistik Bürosu Avuçiçi Cihazları

2006 yılında A.B.D. İstatistik Bürosu (U.S. Census Bureau), 2010 nüfus sayımını otomatik hale getirmekte yardımcı olması amacıyla 500.000 avuçiçi cihaz kullanmak üzere bir plan yaptı - Harris Corp. adında bir şirketten 600 milyon dolarlık bir sözleşme ile satın aldı. Şu anda (2008), maliyet iki katına çıktı ve cihazların kullanımı 2010′a kadar kısıtlandı, fakat İstatistik Bürosu projeye devam ediyor. Government Accountability Office’e göre 2007 yılında yapılan provada, saha çalışanları avuçiçi cihazların donduğunu ya da harita koordinatlarını getiremediğini iletti. Buna ilaveten, bir çok cihazın aynı kimlik numarasını taşıdığını ve birbirlilerinin verilerinin üzerine yazabileceğini bildirdi. Prova çalışmasından sonra, büroya BT konularında danışmanlık hizmeti veren Mitre Corp. şirketinden bir temsilci, büronun temsilcilerinden birine toplantıda okunmak üzere şu notu iletti : “Sistemin, İstatistik Bürosunun operasyonel ihtiyaçlarını ve kalite hedeflerini karşılayıp karşılayamayacağı tam olarak belli değil. Nihai maliyet tahmin edilemez durumda. Programı kurtarmak için acil ve çok ciddi değişikliklerin yapılması gerekiyor. Ancak, kalan zaman düşünüldüğünde riskler o kadar büyük ki, operasyonun tekrar kağıt kaleme döndürülmesi için acilen bir beklenmedik durum planı gelişitirlmesini önerdik.”

İşte BT için Ig Nobel ödüllerinin tam listesi: Kağıt kalem kadar bile çalışmayan avuçiçi bilgisayarlar, eskisinden daha yavaş ve daha az özelliğe sahip yeni sistemler. Belki de en acı verici ders, proje yöneticilerinin annelerinin dizinde öğrenmiş olmaları gereken ders : Çiğneyebileceğinden daha fazlasını ısırma.

Alıntı : http://pcworld.about.com/od/softwareservices/Lessons-Learned-IT-s-Biggest.htm

Yazar : Jake Widman, Computerworld, 09 Ekim 2008

Post a Comment

You must be logged in to post a comment.