Başlığı, biraz da bilgi teknolojileri (Kısaltmalar : İngilizce IT, Türkçe BT) ile uğraşan bizlerin Türkçe, İngilizce karışık, çoğu zaman konuya biraz uzak olanların hiçbirşey anlamayacağı türden konuşmalarımıza eleştiri olarak özellikle böyle attım. Kuşkusuz her bilim dalı, meslek ya da uzmanlık gerektiren uğraşın, kendine özgü sözcükleri ya da terimleri (jargon) vardır. Ancak özellikle hızla gelişen bilgi teknolojilerinde, ne yazık ki aynı hızda Türkçe karşılık üretemiyoruz. Orta ve yüksek öğrenimde yabancı dille eğitim uygulaması da bu durumu körüklüyor, bilim ve teknoloji insanlarımız Türkçe ifade etme zorunluluğu duymuyor. Yabancı dil eğitimine evet, yabancı dille eğitime hayır! Başlıbaşına ayrı bir önem arz eden bu konuyu şimdilik bir kenara bırakıyor ve asıl konumuz olan “Business-IT Alignment” konusuna geri dönüyoruz.
Bilişim ve internetin kalbi diyebileceğimiz A.B.D., hatta İngiltere gibi Avrupa bilişiminin merkezi kabul edilebilecek ülkelerde dahi, iş dünyası ile bilgi teknolojileri birimleri arasındaki birbirini anlamama durumu iyileşeceğine daha da kötüye gidiyor. Şirketlerin BT bölümleri en çok şikayet edilen, genellikle sadece pahalı ürünlere ve hizmetlere para harcayan, işe yarar doğru dürüst ürün ya da hizmet üretmeyen yerler olarak görünüyor. Son Gartner raporları iş dünyası ile bilgi teknolojileri arasındaki uyumsuzluğun azalacağına daha da arttığını gösteriyor.
Beklenti nedir? Aslında basit : Şirket her ne işle uğraşıyorsa (bankacılık, sigorta, taşımacılık, üretim vb) , şirketin bilgi teknolojileri bölümü de o iş kolu ile ilgili olarak şirkete fayda ve rekabet üstünlüğü getirecek uygulamalar yapsın. Peki, BT neyle iştigal eder? (Soruyu böyle sorunca insanın aklına ister istemez, abesle iştigal eder demek geliyor :-), itiraz ediyorum, tanık yönlendiriliyor, kabul edildi! :-)) Soruyu daha düzgün soralım, bilgi teknolojileri bölümü ya da şirketi neyle uğraşır? Çoğunlukla BT’ye özel, sistemi ayakta tutmak, ya da güvenliğini sağlamak, verileri yedeklemek, veri bütünlüğünü sağlamak vb. gibi işlerle. Bunların bazıları (bilgi güvenliği gibi) oldukça sevimsizdir ve BT sistemlerinin kullanımını da hem iş tarafı için hem de BT çalışanları için zorlaştırır. (Bir arkadaşımın bilgi güvenliği ile ilgili güzel bir sözü var, “İnsanlık onuru WebSense’i yenecek!” diye, konuyla ilgili olanler ne demek istediğini anlayacaklardır :-))
BT çalışanlarının asli işi olarak gördükleri bu konular, iş bakış açısı ile tabiri caiz ise, hiç bir anlam ifade etmez. Bir de buna yazılım lisanslarına, hatlara ödenen düzenli paraları ekleyin. Hatırı sayılır bir rakam çıkar. İş tarafı da; “BT’ye dünya kadar para verdik, vermeye de devam ediyoruz, ee işte, bilgisayarlar orada, doğru dürüst destek alamıyoruz, zırt pırt kesinti yapıyorlar, niye yapıyorlar ne oluyor anlamıyoruz, programda ufacık bi değişiklik istiyoruz, dünya kadar para diyorlar, zaten BT’de çalışanlar da bizden çok para alıyor” diye son derece bilimsel yöntemlerle eleştirilerini iletirler.
Diğer taraftan bakalım, BT çalışanları iş tarafı için ne derler; “Abi bunların yaptığı işte ne var, ben onlardan daha iyi biliyorum, bilgisayarın b’sinden anlamıyor bunlar, bi de gelmiş bana, bu böyle olur mu olmaz mı diye soruyor, ne kadar saçma!” gibi özgün ifadelerle durumu anlatırlar. Böyle bir ortamda uyumlu çalışma olur mu?, bazen olur :-)
Esasen, temel değişkenlere baktığımızda uyumun ne denli zor olacağını anlarız. BT çalışanları ana iş kolundan bütük ölçüde habersizdir, bazı çalışanlar yıllar süren deneyimler sonucunda işi çok iyi öğrenmişlerdir, ancak onlar genellikle yönetici pozisyonunda değildirler ve sözleri pek dinlenmez. İş tarafında BT’ye azıcık ilgi duyanlar her şeyi biliyorum zannederler ve ihtiyacı anlatmak yerine çözümü dikte etmeyi ve bakın ben BT’yi nasıl yönetiyorum diye hava atmayı tercih ederler. Bu tür kişiler BT tarafından zinhar sevilmez ve uygun durum oluştuğunda cümle aleme rezil etmek için her tür fırsat kollanır ve değerlendirilir.
Bütün bunlar tamam da, eskilerin deyimi ile “Tedbir nedür?” derseniz, orası zor. Benden de çok fazla şey beklemeyin. Her Türk vatandaşı gibi benim de sorunları teşhis etme yönünde büyük bir becerim var, ancak çözüm konusunda anlı şanlı danışmanlık firmaları gibi hazır reçeteyi sunma becerim maalesef yok. Bütün bunlara rağmen, bu kadar tespitten sonra bir iki kelam etmezsek de ayıp olacak.
Önce kitabi bilgi ile başlayalım, bu konulardaki tüm kitaplar ne ile başlar. İş tarafı startejilerini belirler, bu stratejiler belgelenir, BT dahil her türlü birimle iletişimi yapılır, tüm kurum hizaya getirilir. (Gerçekten böyle bir yer var mı?) Efendim daha sonra BT uzmanları bir araya gelir ve kara kara şunu düşünürler; “Eyvah ki eyvah, biz bu iş stratejilerini karşılayabilmek için nasıl bir mimari, nasıl bir altyapı kursak da başarılı olsak. Onların gözüne girsek? Hayır BT uzmanıyız ama bu stratejiler de, breh breh breh, yani bilemiyorum, 3 yıl içinde sektör lideri, 5 yıla kadar dünya firması oluyoruz. NeYapacağız.Biz” diye tıkanır kalırlar.
Tabi, gerçek hayatta böyle şeyler olmaz. Şaka bir yana, gerçekten arkası dolu ve sürdürülebilir bir starteji oluşturulur ve bu bilgiler de BT ile paylaşılırsa, ona uygun BT altyapısının hazırlanması ve iş gereksinimlerini karşılanması ihtimali de yükselir. Ancak iş bu kadar kolay yapılırsa o zaman değeri azalır. Demek ki, ne yapmak gerekir, iş tarafı, varsa bile herhangi bir stratejisini (gizlilik kaygısı ile doğal olarak?!) BT ile paylaşmaz. Onların Şerlok Holms gibi bunu dolaylı yollardan ve kanıtlardan yola çıkarak araştırıp, bulması sonra her geçen gün değişen bir teknolojinin olduğu ortamda, geçerliliğini koruyacak bir teknolojiyi bulup, bütün risklerine rağmen bunu hayata geçirmesi ve üstelik bunun maliyet tasarrufu ve verimlilik artışı sağlaması ve ayrıca bu işi yapanların tek kuruş talep etmemesi beklenir. BT ile uğraşan arkadaşların hiçbirinin bunu başaramaması ise tek kelimeyle eğitimsizlik ve beceriksizliklerinden(?!). Analitik düşünme yeteneklerinin ise sadece bulmaca çözmekte ve memleket meselelerinde işe yaramasından dolayıdır.
BT ile uğraşan dostlarımız alınmasınlar ama asıl işi bu olmayan her sektörde maça 1-0 (daha da abartabilirsiniz) yenik başlıyorlar. Asıl işi bu olmayan derken şunu kastediyorum, firmanın ana faaliyet alanı, her ne ise (finans, bankacılık, reklamcılık, kimya vb) o firma için önemli olan odur. BT de diğer destek birimleri (İK, Muhasebe vb) gibi görülür. Fena fillaha erseniz, ağzınızla kuş tutsanız, belli bir yerden öteye geçemezsiniz. Zaten ne gibi bir katma değer sağlayabilirsiniz bu da ayrı. Lütfen bana ERP, CRM projeleri falan demeyin, her biri başlıbaşına ayrı bir yazı veya kitap yazmaya değer. Verimlilik, karlılık, müşteri memnuniyeti diye başlanan projeler genellikle istihdama katkıda bulunmak üzere yeni eleman alımlarıyla sona erer. Dolayısı ile sizlere önerim, fırsat bulursanız, BT’den yavaş yavaş uzaklaşıp iş tarafında uygun bir yere kapağı atın.
Naçizane BT’den uzak iş profesyonellerine önerim, BT’yi suçlamaya devam edin ve ne kadar beceriksiz olduklarını ısrarla anlatın, kariyerinizde yükselmek için çok önemli bir fırsattır. Yanlışlıkla başarılı oldukları bir iş çıkarsa hemen sahiplenin ki, kendilerini bir şey zannetmesinler. Sakın ola ki, BT nedir, benim işime nasıl fayda sağlar, bu adamlarla nasıl uyumlu bir şekilde çalışabiliriz gibi konulara girmeyin, eminim sizlerin satış yapmak, üretimi arttırmak, müşteri kazanmak gibi çok daha önemli işleriniz vardır.
Yazarın notu : Yazıda adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir :-).

(3 votes, average: 4.33 out of 5)